Considering Pipeline Politics in Eurasia: South Stream, Turk Stream and TANAP

Avrasya’da Boru Hatları Politikası: Güney Akımı, Türk Akımı ve TANAP

Çağla Gül Yesevi

 

 

Abstract:

After the dissolution of the Soviet Union, the newly independent Republics entered the international arena. As a result, the Caucasus-Caspian region, which possesses significant natural resources such as natural gas and oil, has become an important region of the world. The first part of this study gives a historical overview of the energy policies of Imperial Russia and the Soviet Union. The second part deals with the energy strategy of the Russian Federation. The third part examines various pipeline projects in Eurasia, especially in regards to the new projects of Azerbaijan and Russia, such as the South Stream, the TurkStream and TANAP. These projects and their effects on bilateral relations have been evaluated in the light of theories of interdependence.

Keywords: Energy, Russia, South Stream, Turk Stream, TANAP

Öz:

Sovyetler Birliği’nin dağılmasınnı ardından, bağımsızlığının kazanan devletler uluslararası arenaya katılmışlardır. Doğalgaz ve petrole sahip olan Kafkasya-Hazar bölgesi dünyanın önemli bir coğrafyası haline gelmiştir. Bu çalışmanın ilk kısmı, İmparatorluk dönemi Rusyası ve Sovyetler Birliği’nin enerji politikaları üzerinde durmaktadır. İkinci bölümde, Rusya Federasyonu’nun enerji stratejisi anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde, özellikle Güney Akım, TürkAkım ve TANAP projelerine değinilerek, Azerbaycan ve Rusya’nın boru hattı projeleri değerlendirilmektedir. Çalışma kapsamında, boru hattı projeleri ve enerji ilişkileri karşılıklı bağımlılık kuramları çerçevesinde incelenmektedir.

Anahtar kelimeler: Enerji, Rusya, Güney Akımı, Türk Akımı, TANAP

'Combat Charities': New Phenomenon of the 21st Century or the Longstanding Reality of the Warfare?
“Çatışma Hayırseverleri”: 21. Yüzyılın Yeni Olguları veya Savaşın Uzun Süreli Gerçekliği?

Kerem Ovet
Metin Gurcan, PhD

 

Abstract:

Combat charities are the non-profit organizations that aim to provide military (training and equipment) and non-lethal help (healthcare, social services, consulting in public, diplomatic and political relations) to local entities. These organizations operate with the motivation of charity, getting no salaries for their service and labeling their action as humanitarian. The purpose of this article is to deeply examine this new-emerging notion in the literature with its recent developments, historical context, legitimacy and legal background. Pavol Kosnáč, who is the founding father of the term combat charity, claims that these organizations are completely new formations appeared in Iraq and Syria with the Arab Spring. This article, however, questions the Kosnáč’s argument and offers a method of discussion which looks for parallel demonstrations of combat charities in the history. It states that the combat charities were always a part of warfare but grew in the 21st century with the effect of social media. This article also stands against the perspective of evaluating these organizations as humanitarian, unsophisticated beings. The combat charities are questionable actors containing great ethical and legal problems within themselves

Keywords: Combat Charities, Hybrid Warfare, Armed Conflict.

Öz:

“Çatışma Hayırseverleri”, lokal oluşumlara hiç bir çıkar amacı gütmeden askeri (eğitim ve teçhizat) ve sivil (sağlık hizmeti, sosyal servisler, halka ilişkiler, politika ve diplomaside danışmanlık) alanlarda destek sağlayan organizasyonlardır. Bu organizasyonlar amaçlarını insani yardım olarak belirlemişlerdir ve hizmetleri karşılığında hiç bir ücret beklemeden çalışmaktadırlar. Bu makalenin amacı da yeni ortaya çıkmış bir kavram olan “Çatışma Hayırseverleri”ni derinlemesine incelemek ve onların tarihsel gelişimini, meşruiyet alanlarını ve legal arkaplanını gözler önüne sermektir. Bu kavramı ortaya çıkartan Pavol Kosnáč bahsedilen organizasyonları Arap Baharıyla birlikte Suriye ve Irak’ta ortaya çıkmış tamamen yeni oluşumlar olarak tanımlamaktadır. Fakat, bu makale, Kosnáč’ın argümanını sorgulamakta ve karşılaştırmalı tarihsel bir tartışmayla bu organizasyonlara tarihten örnekler sunmaktadır. Çatışma Hayırseverleri’nin her zaman savaş alanının bir parçası olduğunu iddia etmekte ve/fakat 21. Yüzyılda sosyal medyanın etkisiyle büyüdüğünü söylemektedir. Ayrıca bu makale bahsedilen oluşumların zararsız, insani yardım organizasyonları olduklarını da reddetmektedir. “Çatışma Hayırseverleri” sorgulanabilir aktörlerdir ve içlerinde etik ve legal anlamda büyük problemler barındırmaktadırlar.

Anahtar Sözcükler: Çatışma Hayırseverleri, Hibrit Savaş, Silahlı Çatışma.

Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün Merkezî Asya’daki Etkinsizliği
Inefficiency of Collective Security Treaty Organization in Central Asia

Burulkan ABDIBAITOVA
Saltanat KYDYRALIEVA

 

Öz

Merkezî Asya cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını kazanmaları ile birlikte karşılarına çıkan meseleler arasında zaman kaybetmeden ilgilenilmesi gereken konulardan biri - bölgesel güvenliğin sağlanması olmuştur.

Bu doğrultuda, Rusya Federasyonu’nun önerisiyle bütünleşik bir güvenlik sistemini oluşturma çabasıyla 1992’de temelleri atılan Kolektif Güvenlik Anlaşması’nın 2002’de Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne (KGAÖ) dönüşmüştür. Bu çalışmada KGAÖ’nün kurumsallaşma süreci ve 2002’den 2012’ye kadarki faaliyetleri ışığında söz konusu kurumun etkinliği/etkinsizliği irdelenecektir.

KGAÖ’nün gelişme perspektifleri ve güncel sorunları değerlendirilerek, KGAÖ’nün zayıf ve güçlü tarafları ele alınacaktır. Çalışmanın amacı – KGAÖ’nün Merkezî Asya bölgesindeki rolünü sorgulamanın yanı sıra etkinliği/etkinsizliğini etkileyen nedenlere, sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde açıklama getirme hedeflenmiştir. Bununla birlikte saptanan sorunları gidermek amacıyla teorik bilgi çerçevesinde öneriler sunulacaktır.

Anahtar kelimeler: Merkezî Asya, KGAÖ, bölgesel güvenlik çalışmaları, Post-Sovyet ülkeler.

Abstract

After gain of independence by Central Asian states in 1991, the main threat faced by newly emerged countries were regional security risks which required immediate steps to take situation under control. Thus, with a goal to create united regional security system, Collective Security Treaty was launched in 1992 which re-organized to Collective Security Treaty Organization in 2002.

The aim of this study is to analyze efficiency/inefficiency of CSTO under lights of it activities since 1992 to 2012. Development perspectives of CSTO and its current problems and issues will be evaluated and analysis of strong and weak sides of CSTO will be made.

The main goal of this paper is not only examine but to detect reasons of it in a format of cause and effect relationship. Accordingly proposal to current issues of CSTO will be offered at the end of this paper.

Keywords: Central Asia, CSTO, regional security studies, Post-Soviet states.

 

Rusya- İran Enerji İşbirliği “Kapsamlı Ortak Eylem Planı” Sonrası Değişen Dengeler”

Russian-Iranıan Energy Cooperation Changed Balances Followıng the “Comprehensive Joint Action Plan”

Ayşegül Ketenci

 

Öz

Nükleer kapasite, globalleşen dünyada hızla artan enerji ihtiyacının karşılanması ve askeri alanda güçlü olabilmek için vazgeçilmez bir araçtır. Rusya, İran’ın nükleer gelişimine belirli şartlar ve kısıtlamalar dahilinde yardımda bulunmaktadır. 2015’te “Kapsamlı Ortak Eylem Planı”nı imzalayan İran’ın 10 yıl boyunca nükleer silah üretimi durdurulmuş ancak sivil nükleer gelişiminin de önü açılmıştır. Anlaşma tam anlamıyla uygulamaya koyulduğunda, İran dünya pazarlarına önemli bir petrol-doğalgaz ihracatçısı olarak çıkabilecektir. İmzalanan anlaşma sonrası Rusya ve İran rakip mi olacak yoksa işbirliği içinde mi kalacak sorusunun cevabı bölgesel ve küresel birçok dengeyi etkilemektedir.

Anahtar Kelimeler: Enerji İşbirliği, Rusya, İran, Nükleer.

Abstract

Nuclear capacity is an indispensable tool to provide the rapidly increasing energy needs of the globalizing world and to be strong in the military arena. Russia is helping Iran's nuclear development under certain conditions and constraints. Having signed the "Comprehensive Joint Action Plan" in 2015, Iran's nuclear weapons production has been halted for 10 years, but civilian nuclear development has also been paved. When the agreement is fully implemented, Iran will be able to become an important oil and natural gas exporter to world markets. After the signing of the agreement, whether Russia and Iran will be competing or not, will the answer to the question affect the many regional and global balances.

Keywords: Energy Cooperation, Russia, Iran, Nuclear.

 

Avrupa Birliği Ülkelerinde Yabancı Düşmanlığı ve Avrupa Güvenliğine Etkisi

Xenophobia in The European Union And its Effect On The European Security

Nurgül Bekar


Öz

Yabancı düşmanlığı iki binli yılların başından itibaren Avrupa’da yükseliş eğilimindedir. Bu eğilimde 11 Eylül 2001 saldırıları, 2008’de başlayan ekonomik kriz ve 2009’da Ortadoğu ve Kuzey Afrika’yı etkisine alan Arap Baharı hareketleri kırılma noktalarını oluşturmuş, 11 Eylül olayları sonrası yabancı düşmanlığı Müslümanlara karşı tutumla hemen hemen aynı anlama gelmiştir. Ekonomik krizin yaşamsal refah üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle 2000 yılı sonrasında Avrupa devletlerinin siyasetinde ırkçı ve popülist söylemlere sahip aşırı sağ fikirlerin daha çok destek bulması, yabancı düşmanlığındaki yükselişi adeta normalleştirmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde güvenlik tanımının değişmesi, yabancıların Avrupa Birliği’ne (AB) üye devletlerde bireysel, toplumsal ve bölgesel düzeyde güvenlik tehdidi olarak algılanmasını kolaylaştırmıştır.

Bu çalışmada Avrupa Birliği ülkelerindeki toplumsal seviyede artan yabancı düşmanlığı ve Avrupa güvenliğinin birbiriyle bağlantılı hale gelmesi konu edilmektedir. Makalede yabancılara yönelik tutumların Avrupa güvenliği üzerinde nasıl bir tehdit oluşturduğunun analizi yapılmaya çalışılacaktır. Bu çerçevede, AB içinde en fazla yabancı nüfusu barındıran Almanya yabancı düşmanlığı konusunda temel örneklerden birini teşkil ettiğinden, ayrı bir başlık altında ele alınacaktır. Kuramsal açıdan milliyetçilik ideolojisi ve Avrupa bütünleşmesini en iyi açıklayan teorilerden biri olan işlevselcilik, “yayılma etkisi (spill-over)” savıyla çalışmanın analizine yardımcı olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Yabancı Düşmanlığı, Avrupa Güvenliği, Avrupalı Türkler

Abstract

Xenophobia has been on the rise in Europe since the early two thousand years. In this trend, 9/11 attacks, the economic crisis that started in 2008, and the Arab Spring movements that affected the Middle East and North Africa in 2009 constituted the breaking points, and the post-9/11 incidents of xenophobia were almost identical to the attitude towards Muslims. Because of the negative effects on the vital welfare of the economic crisis, the support of far-right ideas with racist and populist rhetoric in the politics of the European states after 2000 has almost normalized the rise in xenophobia. The change in the definition of security in the post-Cold War era has made it easier for foreigners to perceive the European Union (EU) as a security threat at the individual, social and regional levels in member states.

This study focuses on increasing xenophobia and European security on the social level of the European Union countries. An attempt will be made to analyze how the attitudes towards foreigners positively threaten European security. In this framework, Germany, which has the most foreign population in the EU, constitutes one of the basic examples of xenophobia and will be treated under a separate subtitle. The ideology of nationalism and functionalism, one of the theories that theoretically best explain European integration with the “spill-over” argument, will help analyze the work.

Keywords: European Union, Xenophobia, European Security, Euro-Turks