“Bir Kuşak Bir Yol” Girişimi ve Çin’in Orta Asya Politikası

Ümit Alperen*

Özet

Bu makale, Eylül 2013’te Xi Jinping’in Bir Kuşak Bir Yol (BKBY) Girişimi’ni açıklaması ile başlayan Çin’in Orta Asya politikasının yeni dönemini realpolitik bağlamda incelemektedir. Mevcut haliyle BKBY Girişimi, bir proje ya da program olmaktan daha çok, Avrasya’nın sosyo-ekonomik, altyapı ve finansal yatırım süreçlerinde bütünleşmeyi hedefleyen uzun vadeli bir öneridir. BKBY Girişimi kapsamında Çin’in Orta Asya’da ekonomik ve siyasi nüfuzunun artması beklenmesine rağmen bağımlı faktörler ve riskler de mevcuttur. Bu makale, BKBY Girişimi’nin başarılı olmasında Çin’in Orta Asya ile geliştirdiği ticari ve ekonomik ilişkilerin yanı sıra, Rusya ile bölgedeki işbirliği-ilişkileri ve yumuşak gücünün belirleyici olacağını savunmaktadır. Çin, Orta Asya’da ekonomik motivasyon temelinde yumuşak güç ile var olmaya çalışmasına rağmen, ticari alan dışında bölgede yumuşak gücü zayıftır. Orta Asya yönetici elitleri Çin ile yakın ekonomik ve ticari ilişkilere sıcak bakmasına rağmen, bu görüş halk düzeyinde aynı sempati ile karşılanmamaktadır. Bunun yanı sıra, Orta Asya’da Çin’in BKBY’si ile Rusya’nın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) Projesi arasında rekabetsel bir işbirliğinin vardır. Her iki ülkenin önerilerinin niteliğinin ve amaçlarının farklı olmasına rağmen aralarında bir uzlaşı bulunmakta ve iki ülke de söz konusu önerilerini kendi hedeflerinin gerçekleştirilmesinde araç olarak görmektedirler. Fakat Çin, Orta Asya ülkeleri ile yaptığı ekonomik işbirliğini henüz güvenlik alanında gerçekleştirebilmiş değildir. Çin’in Orta Asya ülkeleri ile güvenlik işbirliğinin sınırlı kalması, Rusya’nın bölgede askeri etkisini devam ettirmesi ve ŞİÖ bağlamında işbirliğini yeterli bulmasından kaynaklanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Çin, Bir Kuşak Bir Yol, Orta Asya, Rusya, Yumuşak Güç

Abstract

This article examines China’s relationship with Central Asia within the realpolitik context in the new era that began with Xi Jinping’s One Belt One Road (OBOR) initiative, which is declared in September 2013. The OBOR initiative in its current form is more of a long term proposition that aims at a socio-economic, infrastructural, and financial union of Euro-Asia rather than a project or a program. Despite the expectation that China's economic and political influence will increase in Central Asia within the context of the OBOR Initiative, there are also dependent factor. So, It argues that China’s economic and political influence, yet its success will largely depend on its relationship/cooperation with Russia as well as on China’s soft power. However, China’s soft power remains rather limited in Central Asia apart from the trade area even though China attempts to be influential in the region through economy. Central Asian public remains unconvinced, even though the executive elite is open to have a close economic relationship. Apart from this, China’s OBOR and Russia’s Eurasian Economic Union (EEU) are in a ‘competitive cooperation’. Even though both initiatives have different objectives and structure, they both see each other as a means towards their own ends. Nevertheless, China is yet to achieve the same level of cooperation in the area of defence obas it has in the area of economy. It is believed here that the limited success of China’s cooperation with Central Asian countries in the area of defence derives from a combination of Russia’s military influence in the region and the fact that China is content with its relationship with the countries of the region through the SCO.

Key Words: China, One Belt One Road, Central Asia, Russia, Soft Power

* Dr. Öğretim Üyesi, Süleyman Demirel Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı

Popüler Kültür, Oyunlar ve Propaganda: Terörizmin Antropolojik Kodları

Sefer Darıcı* - Ebru Karadoğan İsmayıl**


Özet

Küreselleşme olgusu ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak artan iletişim araçları, terör örgütlerinin de propaganda stratejilerinde değişiklikler yaratmıştır. DAEŞ terör örgütü de finans, örgüte katılım, faaliyetlerini duyurma vb. nedenlerle profesyonel propaganda videoları hazırlamakta ve tüm dünyaya değişik iletişim araçları ile yaymaktadır. Hedef kitle olarak tüm dünyayı seçen DAEŞ, videolarında ikna amacıyla popüler kültürün unsurlarını da kullanmaktadır. Nitel araştırma deseninde bir durum çalışması olarak yürütülen bu çalışmada DAEŞ’in propaganda videolarından 6’sı amaçlı örneklem yöntemlerinden ölçüt örnekleme ile seçilmiş ve içerik analizi yapılmıştır. Daha sonra bu veriler popüler TV dizileri (Person of Interest), filmler (American Sniper, Unthinkable), dijital oyunlar (Call of Duty, Grand Theft Auto, Medal of Honor, Sniper Ghost Warrior), film afişleri (The Expendables 2) ile karşılaştırılarak analiz edilmiştir. Sonuçlar DAEŞ’in antropolojik verileri, popüler kültürü ve Hollywood etkisini propaganda videolarında kullandığını göstermektedir. Bulgular sosyal antropoloji bağlamında tartışılarak yeni bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Antropoloji, Oyun, Terör, DAEŞ, Propaganda

Populer Culture, Games and Propaganda: Anthropological Codes of Terrorism

Sefer Darıcı - Ebru Karadoğan İsmayıl


Abstract

The communication tools that have increased in parallel with the development of globalization and technology have also created changes in the propaganda strategies of terrorist organizations. The DAEŞ terror organization is also involved in financing, organized participation, it is preparing professional propaganda videos for reasons and spreading to the whole world with various tools of communication. Having chosen the whole world as its target audience, DAEŞ also uses popular cultural elements to persuade its videos. In this study which is carried out as a case study in the qualitative research design, six of the DAEŞ propaganda videos were selected with the sample sampling method and the content analysis was conducted. This data was then analyzed in comparison with popular TV series (Person of Interest), movies (American Sniper, Unthinkable), digital games (Call of Duty, Grand Theft Auto, Medal of Honor, Sniper Ghost Warrior), movie posters (The Expendables 2). The results show that DAEŞ uses anthropological data, popular culture and Hollywood effect in propaganda videos. The findings have been discussed in the context of social anthropology and tried to create a new perspective.

Key words: Anthropology, Game, Terror, ISIS, Propaganda

* Sivas Cumhuriyet Üniversitesi

** Üsküdar Üniversitesi

İsveç’te Bir Osmanlı Elçisi: Mehmed Said Efendi
An Ottoman Ambassador in Sweden: Mehmed Said Efendi
Evren KÜÇÜK*

Öz

Osmanlı padişahları; cülus, tebrik, barış, doğum, savaş, dostluk teklifleri gibi meseleler için yabancı hükümdarlara geçici elçiler (ad hoc) gönderirdi. Bu elçiler, siyasi ve diplomatik görüşmeleri, sefaretname adı verdikleri raporlarla yetkili mercilere takdim ederdi. Osmanlı Devleti, çeşitli amaçlar için İsveç’e diplomatik heyetler göndermişti. İsveç’e giden elçilerden biri de Mehmed Said Efendi’ydi. İsveç’e gönderilmesinin resmi amacı XII. Charles’a verilmiş olan borcu tahsil etmekti. Ancak Mehmed Said Efendi’nin arka plandaki amacı ise İsveç ile Rusya arasında bir ittifakın yapılıp yapılmadığının araştırılmasıydı. Bu çalışmanın amacı: ad hoc diplomasisi çerçevesinde Osmanlı-İsveç ilişkilerini ele alarak bir Osmanlı Elçisinin, İsveç algısını değerlendirmektir.

Anahtar Sözcükler: Ad hoc, İsveç, Mehmed Said Efendi, Osmanlı Devleti, Sefaretname.

Abstract

The Ottoman Sultans has sent (ad hoc) temporary ambassadors to foreign rulers for affairs such as enthronement, greeting, peace, birth, war, friendship offerings. These ambassadors would present political and diplomatic negotiations with competent authorities, with reports called ‘sefaretname’. Ottoman State, has sent diplomatic delegations to Sweden for various purposes. One of the ambassadors who went to Sweden was Mehmed Said Efendi. The official purpose of his sending collecting the debt which was given to Charles XII. However, the aim in the background of Mehmed Said Efendi was to investigate whether an alliance between Sweden and Russia had been made. The purpose of this study: to assess the Swedish perception of an Ottoman ambassador by taking the Ottoman-Swedish relations under the ad hoc diplomacy framework.

Keywords: Ad hoc, Sweden, Mehmed Said Efendi, The Ottoman State, Sefaretname (embassy report).

 

* Dr. Öğrt. Üyesi, Kastamonu Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü, Kastamonu/Türkiye. E-mail: kucukevren@gmail.com

The Failure of Settlement on Kyrgyz-Uzbek Border Issues: a Lack of Diplomacy? *  
Kırgız-Özbek Sınır Konuları Üzerine Uzlaşmada Başarısızlık: Diplomasi Eksikliği midir?

Beishenbek TOKTOGULOV**

Abstract

For almost two decades, Kyrgyzstan and Uzbekistan have experienced a number of border disputes due to the unresolved issues of demarcation and delimitation of borders. However, recent escalations of tension over the disputed areas have shown that unresolved border issues can deeply affect Kyrgyz-Uzbek relations. About 36 sections with about 200 kilometers of the 1378 kilometers of common border have not been delimitated yet. The number and distance of unresolved sections were relatively high before the parties reached agreement on certain sections in September 2017. This paper examines Kyrgyzstan and Uzbekistan’s efforts for the settlement of their border issues in the post-Soviet era. The study argues that there had been a lack of dialogue and diplomacy between two countries in resolving border disputes and concludes that there is a need for new approaches to speed up this process.

 

Keywords: Kyrgyzstan, Uzbekistan, the Kyrgyz-Uzbek border, border disputes, demarcation and delimitation process

 

 

Öz

Kırgızistan ve Özbekistan, neredeyse yirmi yıldır çözümlenmemiş sınır belirleme konuları nedeniyle bir dizi sınır anlaşmazlığı yaşamıştır. Ancak son zamanlarda tartışmalı alanlar üzerine gerginliğin tırmanması sınır sorunlarının Kırgız-Özbek ilişkilerini derinden etkileyebileceğini göstermiştir. 1378 kilometrelik ortak sınırın yaklaşık 200 kilometreyi oluşturan 36 kesimi henüz çözümlenmemiştir. Çözümlenmemiş kesimlerin sayısı ve uzunluğu taraflar, Eylül 2017’de belli kesimler üzerine anlaşmaya varmadan önce nispeten fazlaydı. Bu çalışma, Sovyetler Birliği sonrası dönemde Kırgızistan ve Özbekistan’ın sınır sorunlarının çözümüne yönelik çabalarını incelemektedir. Çalışma iki ülke arasındaki sınır sorunlarının çözümünde diyalog ve diplomasi eksikliği olduğunu savunur ve süreci hızlandırmak için yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyulduğu sonucuna varmaktadır.

 

Anahtar Kelimeler: Kırgızistan, Özbekistan, Kırgız-Özbek sınırı, sınır anlaşmazlıkları, sınır belirleme süreci

 

* This paper was presented at the Joint ESCAS-CESS Conference at AUCA, Bishkek, 29 June-2 July 2017

** Asst. Prof. Dr. of International Relations, Kastamonu University

Transatlantic Trade and Investment Partnership (Ttip): Evaluation From the Eu And Turkey’s Perspective

Dr. Dilara Sülün*

 

Abstract

 

Free Trade Agreements (FTAs), which are among the Common Commercial Policy (CCP) tools of the European Union (EU), are crucial. The Transatlantic Trade and Investment Partnership (TTIP) that is being negotiated between the EU and the USA has attracted much criticism, protest, concerns and doubts. This study first reviews the background of TTIP in EU and USA relations and the importance of EU-USA trade relations, with a focus on the general political and economic context. This part also examines the main topics and issues facing TTIP negotiations and public opinion related to TTIP, given the level of protest against TTIP in many European countries. The section also discusses Brexit’s effects on the EU-Canada Comprehensive Economic and Trade Agreement (CETA) to illustrate the importance of the approval method of FTAs in Europe. The second part covers the various economic benefits that the European and American partners expect. It also covers the problems that TTIP would raise from a Turkish perspective due to the current customs union between Turkey and the EU. It considers Turkey’s completed and ongoing FTA and the effects of TTIP on Turkey depending on whether it is involved or excluded from TTIP. Four scenarios regarding Turkey’s participation in TTIP are presented and recommendations are made for Turkey to implement in relation to TTIP.

 

Keywords: TTIP, CETA, FTA, Common Commercial Policy, Customs Union

 

Öz

Avrupa Birliği Ortak Ticaret Politikasının temel araçlarından biri olan Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) büyük önem arz etmekte olup, AB ile ABD arasında müzakere edilmekte olan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Anlaşması (TTIP) pek çok eleştiri ve protestoya maruz kalmış, kaygı ve şüphe ile karşılanmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde AB ile ABD arasındaki ticari ilişkiler ele alınmış ve TTIP konusundaki kamuoyu ile çok AB ülkesinde protestoya neden olan konular incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci kısmında ise TTIP Türkiye açısından değerlendirilmekte olup, Türkiye’nin anlaşmaya dâhil olması veya olamamasına yönelik etki analizi sunulmaktadır. Son olarak AB ile Türkiye arasında güncellenmesi beklenen Gümrük Birliği konusu da incelenmiş ve TTIP konusunda Türkiye’yi bekleyen alternatifler değerlendirilerek ülkemiz açısından çalışma önerileri sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler; TTIP, CETA, STA, Ortak Ticaret Politikası, Gümrük Birliği

 

 

* İzmir Ticaret Odası | Avrupa Birliği Şefi

“Avrupa Birliği’nin Normatif Gücü”: İnsan Hakları ve Demokrasi İdeali Bağlamında Bir Analiz*

Selim Vatandaş**


Özet

Bu makale Avrupa Birliği literatüründeki normatif güç iddiasını ele almakta, Birliğin Lizbon Antlaşması sonrasında karşılaştığı sınavların AB normları ile etkileşimini değerlendirmektedir. Bu bağlamda ilk olarak güç kavramı ve çeşitli güç tanımlamaları ele alınmıştır. Makalenin ikinci bölümünde; Ian Manners’ın Avrupa’nın normatif gücü yaklaşımı irdelenmiştir. Üçüncü bölümde Birliğin Lizbon Antlaşması sonrası karşılaştığı sınavlar Birliğin insan hakları ve demokrasi miti bağlamında ele alınmıştır. İnsan hakları bağlamında Birlik içinde tartışmalara neden olan yabancı düşmanlığının yükselişi ve Avrupa’ya yönelen düzensiz göçü değerlendirilmiş; Birliğin demokrasi miti bağlamında Arap İsyanlarına yaklaşımı tartışılmıştır. Makale Birliğin 2010’lu yıllarda karşılaştığı sınavlarda yetersiz kaldığını vurgulamaktadır. Bununla birlikte makalede Birliğin; kimliği, meşruiyeti ve uluslararası sistemdeki değerler merkezli konumunun pekiştirilmesi için normatif tutumunu sürdüreceğinin altı çizilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği’nin Normatif Gücü, göç, Arap İsyanları, AB değerleri

“Normative Power of Europe”: An Analysis in the Context of the Human Rights and Democracy Idea

Abstract

This article discusses the Ian Mannes’s Normative Power of Europe approach and evaluates challenges against EU norms in the 2010’s. In this context, firstly, the article discusses power concept and various power definitions in international relations literature. In the second and third part, “the normative power of Europe” idea examined, and challenges of the European Union discussed in the context of the Union's human rights and democratic norms. Within the framework of the human rights norm of the European Union, the interaction between irregular migration to Europe and the rise of xenophobia evaluated. Besides, in the article the approach of the European Union to the Arab Revolts was elaborated. The article emphasizes that the European Union was insufficient in the challenges in the 2010’s. However, the article advocates that the EU will maintain its normative discourse in order to consolidate his identity, legitimacy and value-centered position on the international system.

Keywords: Normative power of Europe, immigration, Arab Uprisings, EU values

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde Reform Tartışmaları

İlyas Kutlu*

Öz

Birleşmiş Milletler, üye sayısı bağlamında ele alındığında neredeyse tüm egemen devletlerin içerisinde yer aldığı en geniş katılımlı, tek ve ayrıcalıklı bir örgüttür. Birleşmiş Milletler’de tüm üyelerin temsil edildiği Genel Kurul kararlarının bağlayıcılığı bulunmazken, hızlı ve etkin kararlar alabilmek maksadı hedef gösterilerek, örgüt üyelerinin bir kısmı tarafından temsil edilen Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararlar ise tüm örgüt üyelerini bağlayıcıdır. Güvenlik Konseyi’nin adaletsiz ve şeffaf olmayan bu yapısının BM’nin kuruluşundan günümüze sorgulanmaktadır.  Bu makale “Güvenlik Konseyi yapısında bir reformuna niçin ihtiyaç vardır? BM’nin geleceği için reform önerileri nelerdir? Türkiye BM reform çalışmalarında hangi konumda bulunacaktır?” sorularının cevaplarını aramaktadır. Birleşmiş Milletler dışında alternatif bir organizasyon veya yapılanmanın yakın zamanda mümkün olmadığı gözlemlenmektedir. Bu nedenle BM sisteminde krize neden olan organların yapısının yeni bir irade ortaya koyarak yeniden ele alınmasının zorunluluğu açıktır. 

Anahtar Kelimeler: Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi, Reform, Veto

Abstract

The United Nations is the single largest and most privileged organization of all the sovereign states. The resolutions of the General Assembly, in which all members are represented in the United Nations, are not binding. However, the decisions taken by the Security Council represented by some of the members of the organization are binding on all members of the organization with the aim of making quick and effective decisions. This unjust and non-transparent structure of the Security Council is questioned from the past to present. This article seeks answers to the questions of why the reform of the Security Council is needed, why the UN is proposing reform for the future, and how Turkey will support United Nations reform effort. It is observed that an alternative organization or structure outside the United Nations is not possible in the near future. Therefore, it is clear that the structure of the organs causing the crime in the UN system must be reconsidered with a new order for a better world.

Key Words: United Nations, Security Council, Reform, Veto

 

* Kocaeli Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi